E-GAZETE
KARİKATÜR

Aytaş: Kadına şiddeti birlikte önleyebiliriz

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Aytaş, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için başta devlet kurumları olmak üzere tüm üniversite ve eğitim kurumları, basın yayın organları ve sivil toplum örgütleri işbirliği içinde çalışması gerektiği söylüyor.

02 Ocak 2012 Pazartesi 11:32
Kadınlar neden şiddete uğruyor? Dünyada ve Türkiye’de kadına şiddetin sayısal verileri ve kadına şiddetin nasıl önleneceğini Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Aytaş ile konuştuk. Aytaş’ın kadına yönelik şiddet raporlarından verdiği bilgiler korkunç.

Tüm dünyada kadına şiddetin artarak devam ettiğini ve bunu önlemek için toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten Aytaş, toplumsal baskının kadın üzerinde daha fazla etkili olduğunu söyledi.

Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlandığını belirten Aytaş, “Ülkemizde İl Emniyet Müdürlükleri ve savcılıkların resmi kayıtlarına göre, 2011 yılının ilk altı aylık bölümünde 26 binden fazla kadın cinayet, yaralama, saldırı, tehdit eylemlerinin mağduru olmuştur” dedi.

KADINLARIN DAHA DÜŞÜK MAAŞ ALMASI ŞİDDETİ ARTTIRIYOR

Kadına şiddetin sonucu olarak kadının ruhsal sağlığının bozulduğunu belirten Aytaş, şunları söyledi: “Günümüzde en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmaktadır.

Kadınların ne yapması, nasıl davranması, ne kadar eğitim alacağı, parasını nasıl harcayacağı, nasıl giyineceği hatta kiminle evleneceği gibi temel seçimleri kural koyucu, yasa koyucu erkekler tarafından belirlenmektedir.

Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ya da erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırmaktadır.

Kadınlar en sık eşleri, sevgilileri, sevgili adayları ve cinsel partnerleri tarafından duygusal, fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Kadına yönelik şiddet sonucunda kadınların bedensel, ruhsal, cinsel ve üreme sağlıkları bozulmakta, gebelik ve lohusalık döneminde sağlık problemleri ile karşılaşılmaktadırlar.”


Rakamların dehşet verici olduğunu belirten Aytaş, rakamları şöyle açıkladı: “Tüm dünyada ülkeden ülkeye değişmekle birlikte kadınların ortalama %70’e yakını erkekler ve özellikle eşleri/sevgilileri tarafından çeşitli şekillerde şiddete maruz bırakılmaktadırlar.

Dünya Sağlık Örgütü’nün gelişmekte olan 10 ülkede, 15-49 yaşlarındaki kadınlar arasında düzenli yaptığı Kadın Sağlığı ve Kadına Yönelik Ev İçi Şiddet Araştırması sonuçlarına göre;

- Eşi ya da partneri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte asla ortadan kalkmamaktadır; Japonya’da %15’ken, Etiyopya’da %70’tir.

- Kadınların % 0.3 ile %11.5’u eşi/partneri olmayan kişiler tarafından cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar.

- Peru’daki kadınların %24’ü, Tanzanya’daki kadınların %28’i, Güney Afrika’daki kadınların yüzde 40’ının ilk cinsel ilişkileri cebren ve istekleri dışında gerçekleştirmektedirler.”

TÜRKİYE’DE KADINA ŞİDDET

Doktor Aytaş, Türkiye’de 2007 yılında Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat tarafından yapılan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” başlıklı geniş ölçekli araştırmadan elde edilen sonuçları söyle: “

- Her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü saptanmıştır.

- “Hayatı boyunca” eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüş kadınların oranı Türkiye genelinde % 35 bulunmuştur.

- Kocalarından ayrılmış kadınların %78’i fiziksel şiddete maruz kalmaktadırlar.

- Kadınların % 14’ü en az bir kez “İstemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlandığı”nı belirtmiştir. Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin % 67’si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldığını ifade etmektedir.

Birleşmiş Milletler Kadının Güçlendirilmesi ve Cinsiyet Eşitliği Birimi’nin (UNIFEM) 2011 yılında yayınladıkları kadınlara yönelik şiddet rakamlarına bakıldığında;
- Ülkemizde kadın cinayetlerine dair resmi makamlardan açıklamalar düzenli yapılmamaktadır. Kadın Örgütlerinin verilerine göre son 5 yıl içinde ülkemizde 4000’den fazla kadın öldürülmüştür.”

Ekonominin şiddete etki ettiğini belirten Aytaş, raporun devamında şunlara yer verdi:

“Kadınlar eşit işe karşılık yaklaşık %20 oranında daha az para kazanmaktadır.
- Tüm dünyadaki sermayenin %10’u kadınların elindedir.

- Ev içi şiddet gelişmiş ülkelerde bile ciddi bir sorun oluşturmaya devam etmektedir; her yıl Kanada’da 1.6 milyon dolar, ABD’de 5.8 milyon dolar harcanmasına yol açmaktadır.

- Şiddetin bir diğer boyutu kadınların ekonomik haklardan mahrum bırakılmasıdır.

Halen tüm dünyadaki özel mülkiyetin sadece %1’i kadınların elindedir.

- Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan kadınların %40-50’si işyerlerinde istemedikleri cinsel/fiziksel temas ve cinsel yakınlaşmalara maruz kalmaktadırlar.
- ABD’de 12-16 yaş arasındaki kız çocuklarının %83’ü okullarda çeşitli şekillerde cinsel tacize uğramaktadırlar.

KİMLER ŞİDDET UYGULUYOR?

1. Kadına yönelik şiddet uygulamanın normal olduğu bir kültürde yetişmek.

2. Düşük eğitim seviyesine sahip olmak.

3. Çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak.

4. Çocukluk döneminde kadına yönelik şiddete tanıklık yapmak.

5. Alkol bağımlılığı, kişilik bozukluğu olanlar.

6. Çok eşli olanlar ve kadınlar tarafından sadakatsizlikle suçlananlarda şiddet uygulama davranışı daha sık görülmektedir.

HANGİ KADINLAR DAHA ÇOK ŞİDDETE MARUZ KALIYOR?

1. Daha önce şiddete maruz kalan kadınlar.

2. Kendisi de çocuklarına ya da diğer insanlara şiddet uygulayan kadınlar.

3. Evlilik sorunları yaşayan kadınlar.

4.
Boşanmış ya da boşanmak üzere olan kadınlar.

5. Düşük eğitim seviyesine sahip kadınlar.

6. Düşük maddi gelire sahip kadınlar.”

TOPLULUK ZİHNİYETİ

Bütün toplumlarda toplumsal cinsiyete dayanan roller iktidar ilişkilerini yansıtmakta ve erkeğin kadına hükmetmesini meşrulaştırmaktadır.

Erkek egemen dil ve kültür ortamı, hem özel hem de toplumsal alanda cinsiyete dayalı ayrımcılığın bir araç olarak kullanılmasının ve yeniden üretilmesinin temel taşıyıcıları olmuştur. Devletin hem özel hem kamusal alanda mevcut olan şiddeti görmezden gelmesi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığına karşı etkili politikalar geliştirmemiş olması kadına yönelik şiddeti sürekli kılmaktadır.

Bu şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin bir göstergesi, kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın toplumsal mekanizmalarından biri olarak kadını ekonomik ihtiyaçlarından, sosyal haklarından yoksun bırakmaktadır.


Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin yıllardır artarak devam ettiğini belirten Aytaş, “Temmuz ayında son 10 günde 8 kadın öldürülmüştür. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri münferit olarak kabul edilemez, sistematiktir. Son günlerde gündeme gelen şiddete uğrayan kadınların devlet tarafından daha etkili şekilde korunmasını sağlayacak elektronik kelepçe ve benzeri uygulamalarla kadınların güvenliğini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması sevindirici olsa bile yeterli değildir.

Önlenebilmesi için devletin tüm kurumları ile birlikte üniversiteler, eğitim kurumları ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği içinde politikalar geliştirmesi gerekmektedir” dedi.

EYLEM PLANI HAZIRLANMALI


Şiddetin önlenmesi için birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirten Aytaş, “Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların yaşam haklarının bir an önce garanti altına alınması için; başta devlet kurumları olmak üzere tüm üniversite ve eğitim kurumları, basın yayın organları ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği içinde ciddi ve kapsamlı bir eylem planı hazırlaması, gerekli tüm adımların hızla atılması ve fiili olarak yaşama geçirilmesi gerekmektedir” dedi. (Bu bilgiler Türkiye Psikiyatri Derneği'nin basın bülteninden alınmıştır)



Haber Kaynağı: Yenigün
Yükleniyor...