E-GAZETE
KARİKATÜR

Uludere Katliamı aydınlatılmalı

03 Şubat 2012, 10:42
“Uludere Katliamı”nın üzerinden 35 gün geçmesine rağmen katliamla ilgili aydınlatıcı hiçbir gelişme bugüne kadar ortaya konulmadığı gibi katliamın gündemden düşürülmesi için de her türlü karartma taktiklerine başvuruldu. 

Gündemin karartılması için nelerin malzeme olarak kullanıldığını daha net görebilmek için olaylara zaman dizini içerisinde bakmakta yarar var.

Katliam bilindiği gibi 28 Aralık 2012 tarihinde yaşandı ve 29 Aralık 2012 akşamına kadar ulusal medyada “Uludere Katliamı” ile ilgili hiçbir haber yapılmadı. 

Uluslararası haber kaynakları, başta BBC olmak üzere “Uludere Katliamı”nı dünyaya duyururken Türkiye medyası sustu, susturuldu. 

Medya ile birlikte açıklama yapması gerekenler de sustu.

Açıklama yapmak zorunda kalanlar da kullandıkları dil ile açıkçası kabahatlerini artırdı;
Mağdurların yanında olunmadı.

“Kaçakçı” denildi.

“Gecenin o saatinde o bölgede ne işleri var?” denildi.
“Onlar da PKK’lı” denildi.

Bir özür bile dilenmedi.

“Tazminatta bir anlamda özür dilemektir” denildi ve geçiştirildi. 

Güçlüyüz, gerekirse bombalarız, katlederiz ve yine güçlüyüz parayı bastırır sustururuz mu denilmek istendi?
31 Aralık 2012 tarihine gelindiğinde Uludere kaymakamına sözde bir linç girişiminde bulunuldu, bu olay günlerce ulusal medyada haber yapıldı, kaymakam yılın kaymakamı seçildi, kaymakam için tören düzenlendi, maymakamın plaketi bizzat Başbakan Erdoğan tarafından verilerek gündem olabildiğince manipüle edildi ve aynı zamanda da “halka karşı devletin yanında olunduğunun mesajı” olabildiğince üst perdeden insanların kafasına sokulmaya çalışıldı. 

1 Ocak 2012 günü yılbaşı dolayısı ile gündem-ateşin düştüğü yerin dışında-sakin geçti. 

2 Ocak 2012 tarihinde Genelkurmay Başkanına ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanına soruşturma açılması gündeme taşındı.  
3 Ocak 2012 tarihinde Kenan Evren’in yargılanması gündeme getirildi ve günlerce tartışıldı.

6 Ocak 2012 tarihinde bu sefer Genelkurmay Başkanının tutuklanması gündeme taşındı ve Genelkurmay Başkanının nerede yargılanması gerektiği günlerce medyada tartışma konusu yapıldı. 

10 Ocak 2012 tarihinde Kılıçdaroğlu’na fezleke düzenlenmesi gündeme getirildi ve günlerce tartışıldı. 

13 Ocak 2012 tarihinde 30 KCK üyesi için operasyon düzenlendi ve bunların tutuklanması gündeme taşındı. 

17 Ocak 2012 tarihinde Hrant Dink davası sansasyonel bir kararla, toplumsal bir infial ile gündeme getirildi. 
18 Ocak 2012 tarihinde Bağdat Türk büyük elçiliğine ve Rodos konsolosluğuna düzenlenen saldırılar gündeme taşındı.

18–26 Ocak 2012 tarihleri arasında Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı olabildiğince iç politikada milliyetçi oyları avlayabilmek için manipüle edilerek gündemde tutuldu.
 
20 Ocak 2012 tarihinde İzmir Belediye Başkanı için 397 yıl hapis istemi ve Başbakan Erdoğan’ın rahatsızlığı ve kanser olabileceği gündeme getirildi. 

Yine 20 Ocak 2012 tarihinde Hakkâri’de 1 kişini hayatını kaybettiği ve 27 kişinin yaralandığı bombalı sansasyonel bir eylem gerçekleştirildi. 

25 Ocak 2012 tarihinde Diyarbakır’da tespit edilen toplu mezarlar gündeme taşındı ve incelemeler ağır aksak sürdürülerek olayın gündemde kalması sağlandı.  

Yine 25 Ocak 2012 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın Irak Başbakanına yönelik bölgede mezhep çatışması yaratılmaya çalışıldığı hususundaki ağır eleştirisi ile suni bir polemik ile gündem işgal edildi.

Neticede; “Uludere Katliamı”nı gündemden kaçırmak için her türlü yol ve malzeme kullanılmıştır ancak bu gündem karartmaları ve üretilen/üretilecek gerekçeler “Uludere Katliamı”nı vicdanlardan söküp atamayacaktır ve “Uludere Katliamı” toplum hafızasında bir “İnsanlık suçu” olarak bir “kara leke” olarak ve 21. yüzyılın “33 kurşun”u olarak kalacaktır.

Ayrıca, iktidarın “Uludere Katliamı”nı geçiştirmesi toplumda kin ve nefreti artırmaktadır. Bu anlamda iktidar, toplumsal barışı önemsiyorsa, katliam üreten devlet aygıtının üzerine kararlılıkla gitmelidir ve “Uludere Katliamı”nı hiçbir şüphe kalmayacak şekilde aydınlatmalıdır. 







Yükleniyor...