19 Kasım 2017 Pazar

17-25 Aralık sendromu

Hasan Yiğitler

Hasan Yiğitler

E-Posta : hasanyigitler@gmail.com

Seçime gidiyoruz. Partiler kaynıyor. Doğaldır ki iktidar partisi daha bir fıkır fıkır.

Parlamentodaki iktidar partisi grubunda heyecan dorukta. Üç dönemdir parlamentoda yer alan altmış küsur vekil, kendilerine bir şans daha verilmesi için başbakana koşuyorlar. Şöyle veya böyle milletin oyu ile üç dönem oraya seçilmiş gelmişler.

Milletin oyundan katbekat değerli olan partilerinin başkanının da göz bebeği olmuşlar. Ancak, partinin (doğrunun doğrusu liderlerinin) daha önce aldığı bir prensip kararı nedeniyle şimdi yarışa katılamayacaklar. İlk bakışta yerinde gibi görülüyor. Ancak çok kısa bir süre önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, R. T. Erdoğan seçilmese idi bu maddenin hemen ortadan kaldırılacağından hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Demek ki bu ülkede prensipler veya kurallar bazı şahıslar için işlemiyor, işletilmiyor. 

Aralarında tanıdığım, dürüstlüklerine kefil olabileceğim insanların da yer aldığı bir dolu aday, marifetlerini ortaya dökerek iktidar partisinin listelerinde, seçilebilecek bir yerlere gelmenin mücadelesi içindeler. Ancak bu sefer işler daha çetrefilli. Partinin bir resmi başkanı var, bir de doğal lideri. Ancak o doğal lider, pek DOĞAL DAVRANMIYOR. Partinin başında iken olduğundan çok daha fazla partinin iç işleri ile iştigal halinde. Yanı sıra hükümeti de doğrudan ve birinci elden yönetiyor.


Belli ki kuralları yine o koyacak, o değiştirecek (veya değiştirmeyecek), o uygulayacak. Yine belli ki aday listeleri onun istediği gibi düzenlenecek. İstemediği, beğenmediği hiç kimse bu partide siyaset yapamayacak. Peki bunun bir ölçüsü olmayacak mı? Malumu tekrara gerek yok. Aranan tek nitelik var o da KAYITSIZ ŞARTSIZ SADAKAT VE İTAAT!


Diyeceksiniz ki, "Daha önce de böyle değil miydi, adayları yine o şahıs seçmiyor muydu, istediği kişiyi istediği yere o getirmiyor muydu?


Hayır. Şimdiki çok ama çok farklı. Daha önce bir CEMAAT GERÇEĞİ vardı. Hangi yolla veya hangi yöntemlerle bilmiyoruz ama onlara belli bir kontenjan ayrılıyordu. 17-25 Aralık depreminden sonra bunların bir kısmı dayanamayarak partiden koptular ya da koparıldılar. Şimdi de adaylar belirlenirken T.C. Vatandaşı (hatta insan) olmasından bile önce onun cemaatle uzaktan yakından bir bağının olmaması aranacak!


Çünkü bu sefer ORTADAKİ HAYAT MEMAT MESELESİ!


17 Aralık'taki RÜŞVET, YOLSUZLUK, HIRSIZLIK iddiaları en ufak bir erozyona bile uğramamış olarak orta yerde duruyor! HAKİMİNİ, SAVCINI KENDİN SEÇ, KENDİN PİŞİR KENDİN YE yöntemi de para etmedi. İddialara ilişkin deliller güçlendi. İktidarın yalan makineleri bile suç oluşturan eylemlerin varlığını kabul ediyor, şüphelilerin de "yok böyle şey" dediklerini duymadım. Konu açıldığında hep bir ağızdan, paralelden, montajdan falan söz ediyorlar ancak fiili İNKAR ETMİYORLAR! İşin bir tarafı bu.


25 Aralıkta, bu ülkenin MEŞRU YARGI ORGANLARININ, YASALARA UYGUN KARARLARININ UYGULANMASI ZOR KULLANILARAK ENGELLENDİ! Anayasa defalarca çiğnendi. Neresinden ele alın bu ağır bir SUÇTUR!


O gün bu gündür, bazı insanların eylemlerinin soruşturulmasına ve bu insanların YARGILANMALARINA (meşru olmayan yollarla) ENGEL OLUNMAKTADIR.


Demokrasinin veya Hukuk Devleti İlkesinin kırıntısı söz konusu olsaydı ne olurdu?


Sorumlular -kim olurlarsa olsunlar- devletin meşru organları tarafından yakalanır, olaylar ve fiiller (bağımsız ve tarafsız) organlar tarafından sorgulanır, deliller toplanır, failler, (MEŞRU BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ)  YARGI ORGANLARI TARAFINDAN yargılanırdı. 


Bu işin HUKUKİ yanı. Bir de siyasi tarafı var. Normal bir ülkede, bu tür KAMUSAL boyutu olan suçlarda, siyasi sorumlular vardır. İşin içinde hükümet üyeleri ve onların yakınları varsa, hele de BABALAR VE OĞULLARI gibi durumlar varsa, siyaseten sorumlu kişi veya kişiler, hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan derhal istifa eder. Soruşturmanın veya yargılamanın sağlıklı yürümesinin birinci şartı budur. Eğer bir hükümetin içinde bunlar olmuş da siyasi sorumlu haberdar değilse o daha da kötü. İstifa kesmez. İş intihara kadar gider.


Peki, siyasi sorumlunun da işlerin içinde hatta başında olduğu iddia ediliyorsa ne olur? Onun da yazılı veya yazılı olmayan kuralları (teamül) vardır. Zaten böyle durumlarda, ilk tepkiyi siyasi sorumlunun partisi verir. Kendisi veya yakınları, siyasi, hukuki ve idari anlamda ŞAİBE ALTINDA OLAN BİR ŞAHIS, ARTIK O PARTİNİN BAŞINDA (asla) KALAMAZ! Bağımsızlığından ve tarafsızlığından hiç kimsenin en ufak bir kuşkusunun olmadığı yargı kurumları önünde hesap verir. 


Bizim iktidar partimizin AÇMAZI BURADADIR. Gerekli mekanizmalar çalıştırılmamış, ŞAİBE ALTINDA BULUNAN PARTİ MENSUPLARI VE ONLARIN YAKINLARI, yani olayların failleri YARGIYA TESLİM EDİLMEMİŞTİR. Hiç bir demokraside, suç sayılan fiiller, SİYASİ MEKANİZMALARLA AKLANAMAZ! Suç işlediği iddia edilen kişinin aldığı oy oranı hiç bir şeyi değiştirmez. Eğer bunu savunursanız, suç işleyen herkese seçime girip aklanma şansı vermeniz gerekir ki söylenmesi bile saçmadır. Yine "...biz bunu kendi içimizde hallederiz..." diye bir mantık yürütüyorsanız bu DAHA DA SAKATTIR. O zaman da işin içine cemaatler, cemiyetler, dini veya etnik örgütler v.s... girer. Kararı onlara bırakırsınız! Eve gidip çayınızı demleseniz, karınız hakim, oğlunuz savcı olsa,  kararı da onlar verse daha EFDALDİR!


Elbette, partide siyaset yapanların kahhar ekseriyeti şaibesiz ve GÜNAHSIZDIR. Ancak, artık dünyanın gündeminde olan bu dünyevi işlerden dolayı hepsi SİYASİ SORUMLULUK altındadır. Çünkü; bu PİS işin müsebbipleri, bırakın kendiliklerinden gidip yargılanmayı talep etmelerini bir yana bırakın, kendilerine ve yakınlarına zarar gelmesin diye, meseleyi kapatmaya, gündemden düşürmeye çalışmaktadırlar. Önümüzdeki seçimi de KENDİLERİNİ VE AİLELERİNİ KURTARMAK İÇİN kullanmaya, ellerinden gelirse Anayasayı değiştirerek Türkiye'yi ucu açık ve karanlık bir sona doğru götürmekten çekinmeyecekleri çok açıktır. Bu amaçla etraflarında bir ŞAİBELİ İNSANLARDAN OLUŞAN bir çember oluşturmuşlar, insanlığa ve İslamiyet'e ait değerleri istismar ederek bu MÜLEVVES çemberi genişletmeye, kendilerini ne pahasına olursa olsun garantiye almaya çabalamaktadırlar.


Bu sakat mekanizmanın içinde MEMLEKET MESELELERİ sadece ufak birer teferruat olarak kalmıştır. 


İktidar partisinden aday olmayı düşünenlerde aranan İLK VE TEK ÖZELLİK, 17 - 25 ARALIK ŞÜPHELİLERİNİ KORUMAK VE YARGILANMALARINA ENGEL OLMAKTIR!


Hoş, çok uzun süredir TÜRKİYE'NİN İÇ VE DIŞ POLİTİKASI BU MİNVAL ÜZERİNE YÜRÜTÜLMEKTEDİR. Bu yüzden AB hayal olmuş, bir kaç -ne idüğü belirsiz- terör örgütü haricinde, içinde bulunduğumuz coğrafyada sağlıklı ilişki kuracağımız kimse kalmamıştır. 


Türkiye, toprağını katil sürülerine bırakıp kaçacak hale getirilmiştir. 


Demokrasi ve insan hakları konusundaki yerimizi tekrara gerek yoktur. 


Refah ise sadece BABALAR VE OĞULLARI için söz konusudur. 


Durumu normale çevirmenin sorumluluğu, BU PARTİDE SİYASET YAPANLAR ile şimdiye kadar iyi niyetle bu partiye oy verenlerin sırtındadır. 





 


03 Mart 2015 Salı 02:10
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

GÜNDEM

Saçlardan sürükleyenlere ne oldu?

Manisa'da Gülen cemaati'ne yönelik operasyonda gözaltına alınan başörtülü kadınlara kelepçe takılması

Başörtülü vekil darp edildi, gaz yedi

HDP'li vekillerin de olduğu gruba polis sert bir şekilde saldırdı.

EMEP'ten başkanlık sistemine karşı çağrı

Emek Partisi (EMEP) 1 Kasım seçim sonuçlarıyla ‘tek başına iktidar’ olan AKP’nin ve Saray’ın başkanlık

TOKİ konutları için kura çekilecek

Malatya'da TOKİ konutları için 17-18 Kasım günlerinde kura çekimi yapılacak.

Büyükşehirde gündem meyve!

Malatya Büyükşehir Belediye Meclisi'nde nar, ceviz ve üzüm ikramı yapıldı.

Hayvan haklarında sınıfta kaldık

Hayvan Hakları İzleme Komitesi, AB Türkiye İlerleme Raporu'nda hayvanların "hakları olan canlılar olarak değil;

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

MALATYA - HAVA DURUMU

MALATYA