E-GAZETE
KARİKATÜR

Kuvvetler birliği tehlikesi!

21 Şubat 2012, 10:43
Hasan Yiğitler
Gerek şu anda iktidarda olan siyasi partiden, gerekse de başka partilerden, değişik siyasi veya ideolojik görüşte, düşüncede olan dostlarım vardır. Bunlardan çoğu can-ciğer arkadaşımdır.

Arkadaşlık ve komşuluk gibi sosyal ilişkilerde kıstaslarım arasında asla ve asla siyasi düşünce olmaz. İnsanlar arasında hem siyasi, hem de sosyal anlamda ayırım yapmam. Tanıyanlar yapmadığımı bilir.

Bazı arkadaşlarım, yazılarımı yazarken, eleştirinin dozunu kaçırdığımı, zaman zaman buna üzüldüklerini, bu siyasi iktidara fazla yüklendiğimi beyan ediyorlar. Tam bir Çelebi tavrı ile de üzüntülerini bana iletiyorlar. 
Kendilerine saygı duyuyorum. Ancak, bilinmesini istediğim şeyler var.


Eleştiriyi hemen çoğu zaman siyasi iktidara yöneltmemizin anlaşılır olması gerekir. Çünkü bizi idare eden, hakkımızda kararlar alan ve uygulamaya geçiren siyasi iktidardır. Bu, siyasi muhalefetin eleştirilmeyeceği anlamına gelmez. Sırası gelince görürsünüz.

Ancak, (eğer yeterince anlaşılamıyorsa benim yazı yazma kabiliyetimin sınırlılığındandır) eleştirilerimin iki odak noktası olduğunu belirtmek isterim.

Bunlardan birincisi, iktidarın, giderek (gizli koalisyon ortakları ile birlikte) bir tek parti diktasına doğru seyrettiği konusudur. Bunu azıcık açalım.

Bilinir ki demokrasinin unsurlarının başında kuvvetler ayrılığı ilkesi gelir. 

Bunlar, (bilimsel olarak) yasama, yürütme ve yargı erkleri olarak belirlenmiştir. Son yıllarda artan etkisi nedeniyle bir dördüncü erkin de medya olduğu konusunda yaygın bir kanaat vardır. Bu görüşe katılırım.

Elimizi vicdanımıza koyun söyleyin.

Yürütme yetkisi (henüz parti gömleğini çıkar(a)mamış) Cumhurbaşkanı ile hükümette değil midir?

Meclisteki çoğunluğu ve (diğer partilerde olduğu gibi) yıllardır yerleşen işleyişi nedeniyle yasama yetkisi de hemen doğrudan iktidar (ve ortakları) tarafından kullanılmakta değil midir?

Ancak daha önemli bir husus daha vardır. Diğer partilerimizde olduğu gibi, iktidar partimizde de parti içi demokrasi yoktur. Kimlerin milletin vekili olacağı da dahil parti içindeki her türlü karar, karizmatik yapısı gereği, iktidar partisi liderine aittir. Her ne kadar görünürde parti teşkilatları var gibi görünüyorsa da bu organlar daha çok, iktidarın imkanlarından kimlerin hangi ölçüde yararlanacağı ile ilgilidir. İradeleri söz konusu değildir.

Karar alırken her zaman kendilerinden yukarıya ve neticede lidere bakarlar. Liderin istemediği hiçbir kararı alamazlar, onun işaret etmediği kişi ya da organları seçemezler. Bunun aksine davrananlar, siyaset tarihinin hiç hatırlanmayacak sayfalarına gömülmüşlerdir.


Demokrasinin olmazsa olmaz temel ilkesi yargı erkinin varlığıdır. Bu da yetmez. Bütün işlerin ve eylemlerin bağımsız yargı organları tarafından denetlenmesidir. Ancak bu durumda bir hukuk devletinden söz edilebilir. 
Bugün gelinen noktada ülkemizde bir yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün müdür?

Yapılan son düzenlemeler, uygulamalar ve gözümüzün önünde her gün cereyan eden olaylardan sonra birisi kalkıp ta “bu ülkede yargı erki bağımsız ve tarafsızdır” derse –bunu söylemek zorundayım- ben o adamın dürüstlüğünden şüphe ederim!

Çünkü, “…Asla tarafsız olmadıklarını ve bu işlemleri yaparken belli bir görüşü taşıyanların dışında kişi veya kurumlara şans tanımadıklarını…” beyan eden Başbakan’dır.

Mertçe konuşmuştur ve noktayı koymuştur.

Medya ile ilgili olarak da ortada farklı bir durum yoktur. Bunu bir başka yazıda tartışırız. 

Tüm erklerin bir elde toplanması, endişe vericidir ve bunu eleştirmek her vatandaşın boynunun borcudur. 

İkincisi, üniter devlet yapısı ile ilgilidir. 
Bir başka yazıda tartışacağız.

Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...