Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan bugün (14 Kasım Cumartesi) ilimizde.
Sayın Erdoğan’ın ilimize bilmem kaçıncı gelişi. Aynı şekilde birkaç kez de Malatya heyetinden Malatya’nın sorunları hakkında bilgilendirmeler ve dosyalar aldı.
Bunları düşündüm ve bu gelişlerin, bilgilendirmelerin ve verilen dosyaların ilimize kazanımlarını (daha doğrusu ekonomik anlamda yitirdiklerini) düşündüm ve “Eyvah” dedim ve “bu sefer neyimiz gidecek?” diye (gidecek bi şeyimiz kalmamıştı ama) düşündüm…
Örneğin istihdam ve üretim yapan fabrikalarımızın yok oluşunu.
Sanayicimizin, yerel sermayemizin tükenişi.
İşsizlik sıralamasında ilk sıralarda olan çalışkan işçilerimizi. (Türkiye rekorunu elinde geçirmeye az kaldı..)
Esnaf ve sanatkarımızın teker teker uluslararası sermayeye yem oluşunu.
Sayıları 3- 4 misli artan icra dairelerini.
Özellikle genç genç insanlarımızın intiharlarını.
Kentin doğusunu Hollandalılara, merkezini İngiliz- Amerikalılara verilişini. (Şimdilik ekonomik anlamda)
Kentimin insanını uluslararası ve ulus ötesi şirketlerin vazgeçilmez tüketim unsuru haline dönüştürülmesini.
Belirli aralıklarla piyasaya sürülen kuş gribi, deli dana ve domuz gribini ve akabinde, krize giren beyaz et, kırmızı et sektörünün yok oluşunu.
Gerekli koşulları ve altyapıları oluşmamasına rağmen pıtrak gibi açılan ve acil girişi ve otoparkı bile sağlıklı olmayan özel sağlık merkezlerini.
Bu merkezlerde canlarını yitiren veya sakat kalanların her geçen gün artışını.
Parasız olmasına rağmen zorunlu eğitimin özelleştirilmesini.
Yetersiz olduğu için yardımcı kitapların alınması öğretmenler tarafından zorunlu kılınan ücretsiz ders kitaplarının dağıtımını.
Milli Eğitim’e bütçeden kaynak aktarılmasına rağmen vatandaşların yaptırdığı okulları ve de hükümet tarafından başlatılan “Kendi okulunu kendin yap” kampanyalarını.
Betonlaşan ve yok olan tarımsal alanlarını.
Şekerpancarını, tütünü ve üretici konumdan koparılarak tüketiciye dönüştürülen çiftçilerimizi.
Çevre illere dağıtılan bölge müdürlüklerini.
Ulaştırma Bakanı’nı getirmekten başka ilimize uğramayan mavi treni ( gerçek mavi tren) bölge olmasına rağmen küçüle küçüle il müdürlüğüne dönüşen TCDD’yi.
Bakan’ın memleketine kaydırılan Vagon Onarım Fabrikası’nı.
2002 seçimlerinden bu yana ve en azından 2 seçim daha siyasi malzeme olacak Beylerderesi Viyadüğü’nü.
“Hilei Şer” yöntemi ile yasaklanan yaban domuzu avını.
Bunlar ilk anda sıralayabildiklerim.
Sanırım yitirdiğimiz daha çok şeyler vardır.
Kaybedeceğimiz bir şey kalmadı ama yine de “Eyvah, Başbakan ilimizde!” diyorum.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir







Yorumlar