YoÄŸun bir dönem geçiriyoruz. Hafta sonu parti kongreleri ve Cumhuriyet Mitingi vardı. Hafta başında Türkan Saylan’ı yitirdik. Kürt sorununun çözümü için ‘fırsat yılı’ tartışması bir baÅŸka gündem maddesi. DTP’lilerin ifadelerinin nasıl alınacağı, CumhurbaÅŸkanı’nın ‘kayıp trilyon’ davasından yargılanıp yargılanamayacağı ayrışması... Türkiye’nin gündemini, bizim yazının giriÅŸ bölümünü dolduran baÅŸlıkları yazarken, okuyucu sıkma kaygısı duyuyorum.Â
Çünkü halkın yukarıdaki gündem maddelerine birinci dereceden ilgi göstermediÄŸini biliyorum. Bizim gibi sıradan yurttaÅŸların gündemleriyle, Türkiye’nin gündemi bir süredir örtüşmüyor. Toplumsal heyecanımızı yitirdik. Birlikte mücadele edebileceÄŸimiz, çözüm yaratmaya çalışacağımız, deÄŸiÅŸimi zorlayacağımız demokratik örgütler ve kurumlar kalmadı.Â
YaÅŸadığımız sorunların nedenleri, bizim dışımızdaki etkenlere havale edildi. Çözümü birlikte aradığımızı sandığımız kiÅŸiler, deÄŸiÅŸim sırası kendilerine geldiÄŸinde, çözümün önünde engel oldular. Kazı çalışmaları onların evinin altına gelmiÅŸti çünkü. Sonra o evin çevresinden dolaÅŸmamız istendi. Bu, hevesimizi kırdı, umudumuzu tüketti. Bu ülkede elindeki gücü antidemokratik ÅŸekilde kullanan, kendine verilen yetkileri yaÄŸmalayan kiÅŸiler yalnızca yönetimde, sorumluluk makamında olanlar deÄŸil. Ortada bir yaÄŸma varsa hepimiz, farklı oranlar da buna ortağız.Â
EÅŸini ezen erkek, çalışanının hakkını çalan patron, kendinden daha nitelikli olanını rakip olur korkusuyla engelleyen çalışan, küçük ‘uyanıklıklar’ yapan yurttaÅŸ, hukuku askıya alan yönetici, alışkanlıklarına zarar gelmesinden korkup susan ‘aydın’ kısacası eÅŸitliÄŸi yok sayan herkes kendi çapında diktatördür. Küçük diktatörün, büyüğünü kınaması mümkün deÄŸildir. Çünkü ona aykırı gelen bir durum yoktur, o da orada olsa aynısını yapacaktır. Durum böyle olmasına karşın sorunlar da tükenmez. YaÄŸma sürdüğü sürece ses çıkmaz belki ama kaynaklar tükendiÄŸinde kargaÅŸa oluÅŸur.Â
YaÄŸma düzeni egemen olunca, tablonun bütününü kimse göremez. Herkes kendi payıyla meÅŸguldür. Bugün Malatya’nın bir kalkınma reçetesi var mıdır? Türkiye’nin var mıdır? Malatya ÅŸunları, ÅŸunları elde ettiÄŸinde Malatyalılar daha iyi yaÅŸam koÅŸullarına kavuÅŸacaklar diyebiliyor muyuz? Aynısını Türkiye için söyleme olanağı var mı?Â
Ülke gündemi ve halkın gündemi ayrıştığında asıl ‘bölünme’ o zaman yaşanır. Ve en tehlikeli bölünme de budur. Türkiye’de toplumsal hedefler koyarak bireyi, toplumsallaştıracak, Devlet’i insan odaklı ve demokratik hale getirecek bir siyasi oluşuma ihtiyaç olduğu kaçınılmazdır. Bunu ya hafta sonu kongrelerde yarışan partilerin sadık çocukları başarır ya da seçenekler en kısa sürede oluşur. Bekleyip, göreceğiz.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir






Yorumlar