
Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Nural Kızıldağ, şiddete maruz kalan kişilerin daha çok sosyal statüsü üst düzey olan kadınlar olduğunu belirterek, “Şiddet ekonomik güçle birlikte azalmıyor, artabiliyor da” dedi.
PINAR KANTARCIOĞLU
25 Kasım “Kadına yönelik şiddete karşı uluslar arası mücadele ve dayanışma günü dolayısıyla, Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Nural Kızıldağ’la bir söyleşi yaptık. Kızıldağ, kadın ve şiddet konusuyla ilgili sorularımızı cevaplandırarak kadınların mücadelesi konusunda önemli mesajlar verdi.
25 Kasım’ın kadın için önemi nedir?
-“Öncelikle 25 Kasım’ın tarihsel sürecine değinmek isterim. Yıl 1960… Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı bir örgütün üyesi olan Maria Teresa Mırabel kız kardeşler cezaevinde tutuklu bulunan eşlerini ziyarete giderler. Ziyaret dönüşünde gizli polis tarafından tecavüz edildikten sonra öldürülürler. İşte o günden bugüne tüm dünya kadınları bu kadınların adına mücadeleyi devam ettiriyorlar. Her yıl 25 Kasım günü kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele ve dayanışma günü olarak anıyoruz. Çünkü bu bir kutlama değildir, anmadır.
25 Kasım’da bu mücadelemizi meydanlarda kamu emekçilerinin yapacağı grevde de dile getireceğiz. Bu yüzden 25 Kasım’da yapılacak olan bu toplu iş bırakma eylemi ve grevi bizim için çok önemlidir. Çünkü biz şiddet denince sadece fiziksel şiddet olarak algılamıyoruz. Artık kadınlar şiddetin ekonomik, sosyal her anlamda olabileceğini biliyorlar. Biz de tüm bu şiddete karşı 25 Kasım grevinde alanlarda olacağız.”
Peki kadınlardan özellikle ev hanımlarından bir destek geleceğini bekliyor musunuz?
“Aslında biz bu çalışmalarımızı hem işyerlerimizde, hem ailelerimizle birlikte sürdürüyoruz. Bu anlamda yarın büyük gün olacak diye düşünüyoruz.”
Yıllardır böyle bir mücadelenin sürmesiyle birlikte bugün kadına şiddete karşı gelinen nokta nedir?
“Bugün şiddet artmış durumda ama kadın mücadelesi de artmış durumda. Bu ikisi birbirine paralel olarak gidiyor. Özellikle kriz ve savaş dönemlerinde kadına yönelik şiddet tarihsel süreçte daha da artarak gittiğini gösteriyor. Ama kadın örgütlerinin de mücadelesi artıyor. Yapılan istatistikler 10 kadından 5 tanesinin dayak yediğini gösteriyor.”
Kadına şiddetin her türlü boyutuyla kadınlar tarafından tepki gösterildiği bir dönemdeyiz diyebilir miyiz?
“Basında yer alan haberlere baktığımızda kadının kendisine yöneltilen şiddetin yalnızca fiziksel şiddet olarak algılamadığını görebiliyoruz. Kadınlarda bu gelişmelerle birlikte her türlü söz, davranış ve hakaretin şiddet anlamına geldiğini algılayabiliyor. Bu yüzden mücadele de artmış durumda.”
Zaman zaman kadınlar mücadeleyi aile ve toplum içerisinde huzursuzluğa yol açabileceğine inanıyor. Bu da sizin işinizi zorlaştırabiliyor mu?
“Erkek egemen yapı şunu kabul etmiyor; kadınların ön planda olmasını istemiyor. Kadına otomatik olarak yapılan baskı, sorunlu kadınlara ulaşmamızı zaman zaman güçleştirebiliyor.”
Peki kadının maddi sorunlarının çözülmesi ve güç kazanması bu tür sorunlara karşı daha büyük bir mücadele içerisine girmesi anlamına gelebilir mi?
“Yani kadının ekonomik güç kazanması elbette daha fazla yol kat etmesi anlamına gelebilir ama aslında ülkemizde yapılan araştırmalarda fiziksel şiddet gören kadınların büyük bir çoğunluğu kendisi ve eşleri üniversite mezunu. Aslında bizim elimizi kolumuzu en çok bağlayan da bu kategoridekiler. Şiddete maruz kalan ancak sosyal statüsü üst düzey olan kadınlar genelde kendisine yapılan şiddeti saklama eğilimine gitmektedir. Yani şiddet maalesef ekonomik güçle birlikte azalmıyor, artabiliyor da.”
Demek ki eğitim okul sıralarında bitmiyor. Toplumun eğitilebilmesi için neler yapılması gerekir sizce?
“Kadını da erkeği de yetiştiren kadın değil midir?’ sorusu bu anlamda çok ça soruluyor. Evet doğrudur ancak kadın bu çocukları hangi zihniyetle yetiştiriyor? Erkek egemen zihniyette yetiştiği için kadın çocuklarını aynı zihniyetle yetiştiriyor. Bu konuda hepimize büyük görevler düşüyor. Biz Eğitim-Sen olarak, kadın sekreterliği olan tek sendika olarak Bakanlıklarla yaptığımız görüşmelerde kadın ve şiddet konusunun üniversitelerde derslerde işlenmesini istiyoruz. Hizmet içi eğitimlerde kadın konusuna ağırlık verilmesini istiyoruz. Bu yöndeki dosyalarımız hazırlandı, Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulacak. Böylece tüm toplumun eğitilmesini sağlayacağız”
Son yıllarda boşanma oranları arttı. Boşanmaların artmasını kadının mücadelesinin artması ve bilinçlenmesi anlamına gelebilir mi yoksa toplum ve aile yapısı gittikçe yozlaşıyor mu?
“Tabiî ki bu biraz da kadının haklarının farkında olması anlamına geliyor. Haklarını bilen kadın toplum baskısı, dul olmaya getirilen yasak ve toplum baskısını çok fazla önemsemiyor ve kendisini daha güçlü hissediyor. Ben toplum değerlerinin yozlaşmış olmasına bağlamıyorum bu konuyu açıkçası.”
Biliyorsunuz siyasi hükümlü olarak cezaevinde yatan ve rahatsızlığı nedeniyle bir kısım STK’lar ve kamuoyu tarafından tahliyesi istenen Güler Zere’de bir kadındı. Onun yaşadıkları kadına şiddet ve cezasının affedilmesi de bu anlamda kazanılmış bir zafer sayılabilir mi?
“Kesinlikle bence bu da yine kadına uygulanan bir şiddettir. Şiddet uluslararası dilde bir insanlık suçu olarak değerlendirilir. Güler Zere gibi hala tutuklu bulunan kadınlar aynı sıkıntıları yaşıyor. Güler Zere rahatsız olmasına rağmen 8 ay serbest bırakılmadı. Bu da aslında devletin şiddetidir.”
Peki bu kişi bir erkek olsaydı mücadeleniz yine aynı olabilir miydi?
“Kesinlikle. Aynı tavrı gösterirdik. Erkekte zaman zaman şiddete maruz kalabiliyor. Ama toplum, devlet ve aile tarafından elbette kadın daha fazla şiddete maruz kalıyor.”
Tüm bu mücadeleniz içerisinde kendisi de bir erkek olan eşinizden destek görüyor musunuz?
“Benim ve ekip arkadaşlarımın mesleğimiz dışında yürüttüğümüz bu çalışmalar aile hayatımızdan çok fazla vakit alıyor. Eşim bana karşı bu anlamda çok anlayışlı ve destek veriyor. Eğer onun desteği olmasaydı, bugün bu noktada olamazdım. Aslında erkek kadına destek olarak kendi geleceğini de olumlu yönde şekillendirmiş oluyor. Benim eşim bunun bilincinde bu yüzden ona teşekkür ediyorum.”
“Çok fazla sosyal olmayan, çalışmayan kadınlara ne gibi tavsiyeleriniz var?
“Şiddetin kader olmadığını, toplumsal ama aynı zamanda çözülebilir bir sorun olduğunu bilmeleri gerekir. Eğer kadın kendisine yöneltilen şiddeti hak etmek olarak algılamazsa, tecavüzleri bile kabullenir olmaktan vazgeçerse, suçlunun kendisinin değil karşı tarafın olduğunun farkına varırsa şiddetin daha da azalacağını düşünüyorum.”
Şiddet gören kadına sahip çıkıp destek verebilecek yerler var mı? Kadın şiddete maruz kaldığında kime ya da nereye başvurabilir?
“Kadın dayanışma merkezleri var. Sayısı 66’dır ve yeterli değildir. Kadın sığınma merkezleri var. Her ne kadar yeterli olmasa bile Malatya’da da var. Şiddete uğrayan kadınların en fazla 6 ay orada kalabiliyor ve sonrası düşünülmüyor. Adli kurumlar, sosyal hizmetler ve barolar kadınlara yardımcı oluyor. Bizler de bize başvuran kadınlara yardımcı olabiliyoruz.”
Son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
“Kadınlar şiddeti kabullenmesinler ve doğal gibi görmesinler. Az önce söylediğim gibi birçok kurum onlara yardımcı olabilir. Biz de sendika kadınları olarak 25 Kasım’da eski Belediye binası yerindeki meydanda saat 13.00’de başlayacak olan eylemde kadınların adına bulunacağız. Bizlere destek versinler. Ben gazeteniz aracılığıyla tüm topluma sağlıklı, mutlu, şiddetsiz günler diliyorum.”









Yorumlar