Friday, Jul 30th

Last update:03:39:57 PM GMT

You are here:

Kozluklu: Bilinçli okur her gün gazetesini alır

Malatyalı Gazeteci Suat Kozluklu ile yerel ve yaygın basını konuştuk. Türkiye’de gazete okuru sayısının düşük olduğunu belirten Kozluklu, “Bilinçli bir gazete okuru her gün mutlaka gazetesini alır. Bir veya iki gazeteyi mutlaka evine sokar” diyor.

ZEYNEP AKTAŞ

Suat Kozluklu, onu hemen hepimiz tanıyoruz. Araştırmacı gazeteci, programcı, yapımcı... Tabi bu üç kelimeye sığdıramayız Sayın Kozluklu’yu. O yüzden Suat Kozluklu’yu, kendisine sorduk.

- Suat Kozluklu kimdir?

Suat Kozluklu, 1970 yılında Malatya’da doğan, 4 çocuklu orta halli bir ailenin çocuğu. İlkokulu Gazi İlkokulu’nda, ortaokulu Atatürk Ortaokulu’nda, lise eğitimini Sümer Lisesi’nde tamamlayan, İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde gazeteciliğe adım atan, yaklaşık 21 yıldır medya sektöründe olan Malatyalı genç bir gazeteci.

- Bugünkü yerel basına nasıl bakıyorsunuz?

Yerel basın Türkiye için sanırım, öyle de düşünüyorum, çok önemli yer tutmakta. Yerel basın, yerel yönetimle de, oradaki mülki amirleri denetleyen, daha doğrusu medyanın dördüncü kuvvet dediği özellikle yerinde uygulayan bir meslek örgütü. Ulusal basınla arasında çok büyük fark yok. Çünkü bizde oradan besleniyoruz. O yüzden de çok önemsediğimiz bir kurumdur.

- İyi yetişmiş gazeteciler için yerel basın bir basamak mıdır? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kuşkusuz. Yerel basın şöyle bir basamak... Eğer hedefleriniz büyükse, artık kabınıza sığmıyorsanız, bulunduğunuz ilden dışarıya, ulusal basına kayıyorsunuz. Daha farklı işler yapmak istiyorsunuz. Bu da imkânlarla, ekonomik şartlarla alakalı bir şey, aynı zamanda. Yerel basında çalışan birçok meslek büyüğümüz ailevi durumlarından dolayı ulusala gidememiştir. Bölgelerinde kalma gereği hissetmişlerdir. Bunun nedeni onların yetersiz olduğunda kaynaklanmıyor. Birçoğu ailevi ve dediğim gibi ekonomik şartlardan. Çünkü ulusal basın dediğimiz zaman, Ankara ve İstanbul’u biz direkt olarak düşünüyoruz. Büyük medya kuruluşlarını düşünüyoruz. Büyük medya kuruluşlarında görev aldığın zaman her şey güllük gülistanlık değil, ekonomik şartlar çok çok parlak değil. O yüzden bütün riskleri alıp, bu kentlere gelip çalışmak gerçekten de cesaret işi. Ama bu cesarete sahip, ekonomik yeterliliğe sahip, birçok yerel basında yetişmiş gazeteci arkadaşımız, büyüklerimizse bugün çok çok daha iyi yerlerde, yani cefayı çekip sonrada sefayı çeken meslek büyüklerimiz var.

- Avrupa’da ve Amerika’da basın yerelden ulusala hatta evrensele gelişirken, Türkiye’de tam tersi oluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Türkiye’nin böyle bir kültürü yok. Yani Türkiye’nin böyle bir kültürü olmadığından dolayı, nedense örneklemeler adına Avrupa ve Amerika’yı baz almak bu anlamda yersiz. Çünkü bizde günlük gazete okuma kültürü yok. Günlük gazete okumayı bırakın biz okumayan bir toplumuz.

- Amerika’nın en büyük gazetelerinin önünde hep şehir adı var. Çünkü yerelden ulusala yükselmişlerdir. New York Times, Washington Post gibi. Bizim yazılı basınımızda neden böyle bir gazete yok?

Açıkça böyle bir araştırma yapmadım.

- Günümüz gazeteciliğinde artık ajanslara bağlı bir habercilik yapılıyor. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Vallah bunu birazcık da son yıllarda büyük medya patronlarının daralma ve ekonomik anlamda kemerleri sıkmasına bağlıyorum. Çünkü daha öncesinden, eskiden büyük gazetelerin her ilde bir muhabiri bulunuyordu. Tabi bu hiç kuşkusuz bir külfet getiriyor. Büyük gazetelere, büyük yayın organlarına bir külfet getiriyor. Öyle görüyorlar açıkçası. İşi daha kolayına daha ucuzuna kaçmak içinse bir ajansın haberi geçmek artık baz alarak sayfalarına koyabiliyorlar. Tamamen maliyetlerle alakalı bir şey… Ben hani bu anlamda gazeteciliğimizin, mesleğimizin daha ileriye adımlar atması anlamında çok sağlıklı bulmuyorum. Yani orda da büyük gazetelerin istihdam ettiği, eskisi gibi adamlar olursa gazetecilik anlamında Türkiye için de demokrasi için de çok daha önemli, çok daha büyük işler yapılmış olur diye düşünüyorum.

- Televizyonlardaki program kirliliğine nasıl bakıyorsunuz?

Bu birazcık da şundan kaynaklanıyor. Türkiye’de AGB denilen bir ölçümleme kuruluşu var. Bu ölçümleme kuruluşunun yayınladığı raporlar, reklam verenler için çok önemli. Reklam verenler de bunları baz alınca bu sefer televizyon ve televizyonda yapım işinde bulunanlarsa toplumun kültürel yapısından daha çok şov amaçlı bir takım işlere imza atıyorlar. Bunların da reyting alması ile birlikte ister istemez kulvar, bizim değer yargılarımıza aykırı işlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü bu sefer, bu reyting alıyor, bu izleniyor mantığı ile işler yapılmaya başlıyor. Açıkçası Türk televizyonculuğu ve programcılığını, Türk toplumu için ben çok sağlıklı bulmuyorum.

- Ulusal basının İstanbul ağırlıklı haber yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Habercilik pahalı bir iş, sürekli para yiyen bir iş ve büyük medya patronlarının salt işi medya patronluğu değil. Hepsinin ticari faaliyetleri var. Birçok alanda faaliyet yapıyorlar. Gazeteciliğe de bir ticarethane olarak bakıyorlar. Kâr ve zarar oranına göre o ticarethaneyi değerlendiriyorlar. Şimdi eğer siz, bir televizyonu, bir gazeteyi kamusal yayıncılığı yapan, hani kamu adına yayıncılık yapan müessesleri bir ticarethane olarak görüyorsanız, zaten en büyük tehlike ve hata burada başlamış oluyor. Medya kuruluşlarının, 80 sonrasında özellikle 80’lerin ikinci yarısında başlayan bir süreç. Artık gazetecilikten gelmeyen insanların medya patronu olduğu bir süreç… Bu süreçte ister istemez beraberinde sendikasızlaşmayı getirdi. Bu süreç beraberinde masa başı haberciliği getirdi. Yani İstanbul’da oturup Türkiye’nin her köşesinde haber yazma gibi böyle farklı, garip bir şeyin ortaya çıkmasına neden oldu. Ben bunun Türk demokrasisi ve medya sektörü açısından gazetecilik açısından çok sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Hatta büyük bir tehlike olarak da görüyorum.

- Size göre ilkeli haber nedir?

İlkeli haber, objektif olmaktır. İlkeli haber gördüğünü, ilkeli haber doğruluk payını, doğruluğunu ispatladığı, elinde belge olduğu, haberi korkmadan cesurca yazabilmek demektir. İlkeli haber birazcık da tarafsız bakabilmektir. Bütün dünya görüşünü, siyasi görüşünü bir kenara iterek olduğu gibi vermek demektir. İlkeli habercilik Türkiye’de yapılmıyor mu?  Çok az sayıda yapılan yer var. İlkeli habercilik Türkiye’de maalesef daha önce böyle değildi. Son yıllarda bütün meslek kuruluşları özellikle sağduyu sahibi, medya meslek kuruluşları şu anda Türkiye’nin geldiği haberciliği sorguluyorlar. Türkiye’de medya nereye gidiyor diye gerçekten bir süreç yaşanıyor ve sorgulanıyor. Bu da ilkeli haberciliğin şu anda Türkiye’de ne yazık ki uygulanmadığının açıkçası bir göstergesi oluyor.

- Televizyon ve internetin yazılı basına etkisi nedir?

İnternet kaçınılmaz bir şey. Fakat internette yayınlanan her haberin doğruluğu şüphe götürür bir şey. Yani denetlenmeden çok iyi de olmayan ellerde her istediğinizi yayınlayabilirsiniz, internet ortamında. Denetimi yok, bir cezai yaptırımı yok. Rumuzla da yazılıyor, çok sağlıklı bulmuyorum internetteki bazı haberciliği. İnternetsiz bir ortamda biz nasıl yetiştik, nasıl büyüdük onu da anlayamıyorum. Çünkü internet olmazsa olmaz bir şey. Ben gazeteler açısından, - hani Türkiye’de zaten gazete okuru çok fazla yoktu-  yani internetin ve televizyonun bu okuyucu kitlesinin düşüreceği her ne kadar kanaatler hâkimse de, çok fazla inanmıyorum. Bilinçli bir gazete okuru, köşe yazarlarıyla olaylara nasıl bakmış, Türkiye’de gündemi nasıl yorumlamış diye bakar. Bilinçli bir gazete okuru her gün mutlaka gazetesini alır. Bir veya iki gazeteyi mutlaka evine sokar. İnternet sadece gün içerisinde bunlara vesile olur. Gazeteleri çok ciddi anlamda etkileyeceğini sanmıyorum. Ama Amerika’da etkilediğini biliyorum. Birçok gazete kapanma aşamasına geldi. Türkiye’de bu böyle yaşanır mı? Açıkçası tahmin edemiyorum. Ben olmayacağını düşünüyorum. Umut ediyorum olmaz.

- Dergiciliğe nasıl bakıyorsunuz?

Dergicilik maalesef Türkiye’de, şu anda ölmüş durumda diyebilirim. Maalesef dergi yayıncılığı pahalı bir iş. Reklam bulmak ciddi anlamda zor bir iş. Türkiye’de dergi haberciliği başka bir kulvara girdi son yıllarda. Biraz daha magazinleşti. Magazinleştiği için de artık oradaki haberciliğe, yorumlara çok itibar edilmediğini biliyoruz. Özellikle son dönemlerin aklımızda kalan tek dergi haberciliği yapan Nokta dergisi oldu. Onun haricinde baktığımız zaman daha önce haber ağırlıklı, haber kulvarında koşan Aktüel ile Tempo çok farklı bir kulvara geçti. Tamamen cemiyet haberlerinin ve magazin haberlerinin yer aldığı bir dergi konumuna geldiler. Sonra kaçınılmaz son onları da buldu. Nokta dergisinin geldiği durumu da göz önüne alırsak, gerçekten dergi haberciliği artık Türkiye’de ölmek üzere diyebilirim açıkça.

- Yeni projeleriniz var mı?

Biz bu sene Muhabir’i yapamadık. Haber programımız Muhabir inşallah önümüzdeki sezon devam edecek. Bir yapım şirketi olarak faaliyetimizi sürdürüyoruz. Televizyonlara kaliteli projeler üretmek adına bir takım işlerin içerisindeyiz. Televizyonda elimizden geldiği kadar bu anlamda bir takım açıkları kapatırız diye düşünüyorum. Farklı bir süreç var. Türk televizyonculuğu da şu anda can çekişiyor. Reklam gelirleri giderek düştü. Televizyon yöneticileri sponsorlu işlere ağırlık veriyor. Sponsorlu işler demek bir yere bağımlısınız demek, özgürce hareket edememeniz anlamına geliyor. Biz de bu sıkıntılı süreçte inşallah doğru yolda ilerleriz diye düşünüyorum.

- Malatya’ya gidiyor musunuz?

Gidiyorum. En son bir belgesel çalışması için gittim. TRT için hazırladığımız bir proje. 81 ili kapsayacak bir belgesel. Ben de ilk olarak Malatya’da başlama gereği hissettim. Kendi yöremde başlama gereği duydum. Her ilin kültürüne hizmet etmiş, değerli ozanlarını gün ışığına tekrar çıkartmak, kıyıda köşede kalmış ozanlarımızı ekrana getirmek amacıyla TRT’ye böyle bir belgesel hazırlıyoruz. “Yüreğimde Türküler” isminde, inşallah 81 ile de yayacağız bu projeyi. Türkülerimizi, ozanlarımızı yeniden halkımıza tanıtacağız.

- Gazete mi televizyon mu?

Meslek hayatımın büyük bir kısmını televizyonculuk kaplıyor. Gazetecilikte çok keyifli… Keşke ikisini bir arada götürebilsem. Ama şu anda televizyonculuk diyebilirim.

- Gazetecilik mesleğine yeni başlamış olanlara ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Benim mesleğe başladığımdaki gazetecilik anlayışı, gazetecilik etiği, gazetecilik duruşu şu an maalesef yok. Şu andaki televizyonculuk ve medya dünyası özellikle kendisini sorgulamaya başladı, haberciliğini sorgulamaya başladı, gazeteciliğin temel kurallarını, kavramlarını sorgulamaya başladı ki şu anda çok ciddi tarihsel bir süreç yaşanıyor. Mesleki anlamda, aynı zamanda… Türkiye siyasal olarak da çok ciddi bir süreçten geçiyor. Gazetecilik olarak biz de çok ciddi bir sınavdan ve süreçten geçiyoruz. Burada yeni meslektaşlarımı açıkçası çok karamsar bir tablo bekliyor. Bu konjonktürde gazetecilik yapmak mı yapmamak mı derseniz? Yapmamak olarak görüyorum. Çünkü o bizim bildiğimiz evrensel gazetecilik maalesef şu dönemde Türkiye’de yapılmıyor. Yeni meslektaşlarım da gerçekten tehlikeli bir dönemde buna heves etmişler diye söyleyebilirim. Vallah çok karamsar bir tablo bekliyor onları. Tavsiye niteliğinde ise çok söyleyecek bir şey yok. Sadece söyleyeceklerim beylik cümleler olur. Onlara da gerek yok, kimseyi aldatmaya da gerek yok. Ben olsam uzak dururum derim. Yani bugünkü aklım olsaydı, bu konjonktürde gazetecilik yapar mıydım? Açıkçası yapmazdım, diye düşünüyorum.

- Son olarak bize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Gelmesek de görmesek de demeyeceğim… Hem geliyorum, hem görüyorum. Malatya, her zaman yüreğimizde özel bir yeri olan bir kentimiz. Ben gerçekten her ne kadar bir dönem çok yoğun yaşadıysam da bir dönemde çok ciddi anlamda, eğitim sürecinde koptum. Tekrar Malatyaspor vesilesiyle memleketimle bütünleştim. Ailemin zaten büyük bölümü orada yaşıyor. O anlamda zaten kopmamız mümkün değil. Ben o coğrafyayı çok seviyorum. İyi ki de Malatyalı olmuşum, iyi ki de o coğrafyada beslenmişim, suyundan içmişim, Kernek’inde çimmişim, bunlar benim için özel şeyler. Mesela bu belgeselle birlikte bir şey keşfettim. Malatya’nın müzik kültürüne çok yabancı olduğumu, uzak olduğumu gördüm. Kendimi o anlamda çok yadırgadım. Bu belgeselle, daha önce ismini duyduğum ama bilmediğim birçok sanatçıyı yeniden özümsedim. Bu insanları tanıdıkça Malatya’nın o toprağında, o suyunda ne denli önemli insanların çıktığını, ne denli marka bir şehir olduğunu daha iyi anlayabiliyorum.

- Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Yeni projelerinizde başarılar diliyorum.

- Rica ederim. Ben de çalışmalarınızdan başarılar dilerim. Yolunuz açık olsun.

Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder