Friday, Sep 03rd

Last update:12:51:17 PM GMT

You are here:

Yeni dünya düzenine direnen sanatçı

Malatyalı sanatçı İlyas Salman; sanata, dünyaya ve insana emeğin penceresinden bakıyor. Irkçılığa ve emperyalizme karşı Türkiye’yi düşünüyor. Sinema ve tiyatroya inandığı değerler doğrultusunda devam etmek istiyor.

ZEYNEP AKTAŞ 

İlyas Salman. O Türk sinemasının yaşayan nadide değerlerinden biri. Bir tiyatro ve sinema devi. Yazarlığıyla, şairliğiyle, oyunculuğuyla açıkça sanatın her dalında bir idol. 

İkinci buluşmamız. Her zaman olduğu gibi dinamik ve genç. Sağ olsun, tekrar beni kırmayıp evinde buluşuyoruz, yurt dışından misafirlerinin olmasına rağmen. Fazla zamanını alamamak için hemen söyleşiye başlamak istiyorum. Bizi mabedine (çalışma odası) alıyor. Ben başka yerde konuşamıyorum diyor. Çayını ve sigarasını alarak sohbetimiz başlıyor. 

Zeynep Aktaş: Sanatı ve sanatçıyı bize nasıl anlatırsınız?

İlyas Salman: Sanat, doğal ve toplumsal olayların belli bir estetik süzgecinden geçirilerek yeniden yaratılmasıdır. Yaşarken fark edilmeyen çelişkileri fark etmek adına, uzlaşmaz çelişkiler varsa düzeltmek adına, daha sağlıklı kişi, daha sağlıklı toplum olmak adına sanat yapılır. Sanatçı, hırsızı bol bir mahallede iyi bir ev sahibidir. Akıllı bir ev sahibi yalnız hırsızı değil, hırsızın gölgesini de yakalar. Ben kendime böyle bir görev biçtim açıkçası, toplumsal anlamda sanatçı olarak. Bizim imza aydınları vardır, dünyanın her yerinde olduğu gibi. Mesela, herhangi bir örgütün, kurumun, kuruluşun yanında yer almadığı zaman kendisini sıfır zerresinde gören aydınlarımız vardır. Onun için de ara sıra imza toplarlar. Türkler için, Kürtler için, Alevi için, Sünni için, falan… İmzada ismini görürsün bunların, onun dışında bulamazsın. Yani alanlarda göremeyiz. Bir de düşüncelerini enselerinin arkasına koyarlar. Masanın üstüne koydukları kimlikleridir. Ben Kürdüm, ben Türküm, ben Lazım, ben Çerkezim, Aleviyim, Sünniyim, Ermeniyim… 

“IRKÇILIĞIN İKİ UCU DA FAŞİZME GİDER”

- Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

- Ben insanım. Ve rolüm sanatçılıktır. Birinci rolüm insanlık, insan olmak. Değiştiren olmak. Güzelleştiren olmak. İkinci rolüm, sinema ve tiyatro oyunculuğu. İnsan olma noktasında onlardan ben destek alıyorum. Sinemadan, tiyatrodan, şiirden, yazıdan… Ben aydınların imza attığı bir sürü şeye imza atmamışımdır. Ben ödül almak için ne Kürtlerin ne de Türklerin yanında yer almam. MHP bana ödül verecek diye ben faşizmin yanında yer almam. Irkçılığın iki ucu da faşizme gider. Bu çok net bir şey… Türkün ırkçısına faşist diyeceğiz, Kürdün ırkçısına ulusal mücadeleci diyeceğiz. Yok, öyle bir şey… Kim emperyalizmin silahını satıyorsa benim gözümde o faşisttir. Bu ülkede çocuklarımızın ölümü adına, Kürt olsun, Türk olsun silah satan ve alan faşisttir. ABD emperyalizmi ve onun yardakçıları, onun yardımcıları Avrupa emperyalizmi, silah tüccarları, Apo (Abdullah Öcalan) gibi biri mi olmak isterler, yoksa İlyas Salman gibi biri mi olmak isterler? Silahını satmak istiyorlarsa, Sivas’ta aydınların yakılmasını isterler. Çünkü bir gün Kürt- Türk meselesini sözde çözüme ulaştırır gibi yapacaklar. Bu sefer yeni çelişkiler yaratacaklar. Alevi Sünni çelişkisi, laik anti laik çelişkisi, Allahlı Allahsız çelişkisi… 

Bütün bunların hepsi 1900’lü yılların başında iki tane paylaşım savaşı çıkardı. 1. Paylaşım savaşı konvansiyonel silahlarla yapıldı. Nispeten basit silahlardı. 2. Paylaşım savaşı 2 tane atom bombasıyla bitti. Yani nükleer savaşa doğru gidiyordu. Şimdi 2. paylaşım savaşı devam ediyor. Nasıl devam ediyor? 2. Paylaşım savaşında sıcak silahları çok aramazlar. Çünkü termonükleer bir savaştır. Savaşı çıkaranları da ortadan kaldırır. Ne yapıyorlar? Lokal yetkileri kullanıyorlar. Geliyorlar Türkiye’ye, Kürt ve Türk meselesini kaşıyorlar. Senin dilini yasaklıyorlar, benim kültürümü yasaklıyorlar. Kürt’ü ayağa kaldırıyorlar. Türk’e de diyorlar ki senin Misak-ı Milli sınırların içerisinde ayaklanan bir Kürt milleti var, senden toprak alacaklar. Onu da öyle silahlandırıyorlar. Birbirine düşürüyorlar. Kendileri de Beyaz Saraylardan, Kremlinlerden, Elizalardan, Bakinganlardan hem temaşa zevkini gideriyorlar hem de para kazanıyorlar.

GERÇEK DÜŞMANI BİLMEMEK… 

İlyas Bey o kadar coşkuyla anlatıyor ki sözünü kesmek istemiyorum. Ben de büyük bir hayranlık ve zevkle dinliyorum, bu derya gibi adamın sözünü kesmeden. Bakın diyor bununla ilgili bir hikâye anlatayım size. 

- Hikâye dediysem benim hayatımdan gerçek bir hikâye… Bizim köyde iki tane sülale vardı. Nalbant Oğulları ve Salman Uşakları ve bunlar köyün meydanını ikiye ayırırdı. İki tepe, tepenin bir yamacında bizim Salman Uşakları, diğer yamacında da Nalbant Oğulları. Bunlar sudan sebeplerle ikide bir kavga ederlerdi. Birinin oğlu öbürünün oğluna, “Senin baban benim babamdan daha puşt” dermiş. Haydı bakalım kazma küreklerle girerlerdi birbirlerine. 

Benim dedem dama çıkardı kavgayı seyretmeye. Bir gün dedemin yanına çıktım. “Bak dede bu iki sülale birbirini yiyor. En az bizimkiler, en çok kan bizim sülaleden akıyor. Sen çıkmışsın gelininin, oğlunun, damadının kafasının gözünün yarılmasını izliyorsun. Niye bu kadar korkaksın.” Dedem, “Korkudan değil oğul, bak Şatıroğlu Hasan geldi bu köyün anasını beller. Ses çıkarmazlar, içinde bir zehir birikir. Cenderme gelir, dipçikle anasını beller, ses çıkarmazlar, içinde bir zehir birikir. Kaymakam gelir afrasını tafrasını yapar, ses çıkarmazlar. Devlet büyüğüdür, içlerinde bir zehir birikir. Tahsildar gelir, vergisini toplar, anasını ağlatır, ses çıkarmazlar içinde bir zehir birikir. Bu zehiri gerçek düşmanlarını bilmedikleri için birbirlerine akıtırlar. Ben böyle dangalak bir kavgaya girmem” derdi. İşte Türk-Kürt kavgası, işte Alevi- Sünni kavgası… Bunu götür Afrika’ya Ruanda’da Tutsi-Hutu kavgasına çevir aynı şey. 1980’den bu yana Türkiye’de Türk-Kürt çelişkisinden yararlanan emperyalizmin akıttığı silah ve para, daha doğrusu emperyalizme akan silah ve parayı hesaplayın lütfen. 

TÜRKİYE NEREYE GİDİYORSA, YEŞİLÇAM DA ORAYA GİDİYOR

Sayın Salman, isterseniz biraz da sinemadan bahsedelim. Türk sineması nereye gidiyor sizce? 

- Türk sineması nereye gidiyor deyince, ben daha önce anlattım mı bilmiyorum? Anlattıysam da bir realitenin tekrarıdır zararı yok diye düşünüyorum. 1940’larda başlayan Türk sinema serüveni; daha öncelere dayanıyor, ama sinemanın sektör haline dönüşmesi, aşağı yukarı 50, 60 yıllık bir süreç geçirdi. 80’li yılların ortalarında Türk sinema seyircisinde bir kaçma oldu. O nedenleri sıralamaya kalkarsam o apayrı bir tartışma konusu olur. Türk sineması 80’lerin ortasından 2000’li yıllara kadar bir seyirci yoksulluğu yaşadı. Şimdi yeni yeni bir ayaklanma var diyorlar, ama ne derece doğru o tartışılır. Şimdi beni, seyirci kaçtıktan sonra, yolda yakalayanlar, muhabbet fırsatı bulduklarım, bana “Yeşilçam öldü, Yeşilçam ölüyor ne düşünüyorsunuz?” diyor. Yeşilçam Türkiye’nin aynası, kamerası… Yeşilçam kamerayla Türkiye’yi izliyor. Ölen ya da ölmekte olan sadece Yeşilçam değil. Ölen şey piyasasıyla, sanatıyla, sporuyla, sanayisiyle, üretim alanlarının her anlamıyla Türkiye… Türkiye ölürken, Türkiye sineması da Türkiye ile birlikte ölüyor. Türkiye nereye gidiyorsa Yeşilçam da oraya gidecektir. Demokratikleşme mi, emeğin değerinin bilinmesi mi bilinmemesi mi, üretim alanlarındaki çoğalma üretime yansıyor mu yansımıyor mu? Bütün bunların hepsi Yeşilçam’ı direkt etkileyen şeyler. Yeşilçam hiçbir zaman sinema sanayisini yaratmamıştır. Yani Türkiye her alanda dışa bağımlıyken, Yeşilçam’ın bağımsız olarak kendi içerisinde bir gelişme göstermesi çok beklenemez. Yani Türkiye’nin çektiği sancıları Türk sineması da çekiyor açıkçası.

SANATÇININ BİR DURUŞU OLMALI

- Siz uzun zaman sinemadan uzak kaldınız, bunun nedeni neydi?

- Benim yıllardır savunduğum bir şey var; sanatçının emeklisi olmaz. Sanatçı ya sahnede ölür ya da kamera önünde ölür. Ama sanatçının bir bakışı, bir duruşu, bir politik tavrı, bir sanatsal tavrı olmalı. Zaten sanatsal tavrı ve politik tavrı birbiriyle yan yanadır. Ben dünyaya emeğin penceresinden bakan bir adamım. Belirli dönem bu ülkede sinema yapmışım ve tutulmuş oyunculardan biriyim açıkçası. Aşağı yukarı Sarı Mersedes’ten bu yana nerdeyse dişe dokunur bir sinema filmim yok. Yapmadım. İki yıl önce Sis ve Gece’de oynadım. Turgut Yasalar yönetti. Ben üst üste şans eseri miydi, hak ettim mi bilemiyorum iki tane ödül aldım. Ankara Sadri Alışık Ödülleri ve Sinema Derneği Ödüllerini aldım.

- Siz hak ettiğiniz için o ödülleri almışsınız. Sizin gibi büyük bir usta ödülleri şans eseri değil, hak ederek alır.

- Çok teşekkür ediyorum eğer böyle düşünüyorsanız. Fakat bu tekrar sinemaya dönüş gibi de algılanamaz, sinemayı bıraktığım gibi de düşünülemez. Ha sağlıklı bir proje geldiğinde yine sinemanın içinde olacağım. Mesela şimdi tiyatroya hazırlanıyorum. Ekimden sonra tiyatro yapacağım. Peter Truni diye Alman asıllı bir oyun yazarının oyununu buldum. Ben bunu Türkiye’ye uyarlayacağım. Yazarından da izin aldıktan sonra Türkiye koşullarına uygun bir oyun, onu oynayacağım. Sanatçının gerçekten emeklisi olmaz. Ben de eğitimimi bu alanda yapmışım. Başka da bir şey beceremem. Hani bazıları vardır ya derler ki bu iş olmasa limon satarım. Hayır, ben satamam. Çünkü ben filmlerdeki köyün saf delikanlısıyım. Limon satsam, bedava dağıtırım. Satamam, mümkün değil. Onun için ben sinema yapayım en iyisi. 

YENİ HABABAM SINIFLARINA SERT ELEŞTİRİ

- Sizin gibi değerli oyuncuları beyaz perdede görmek istiyoruz. Peki, televizyondan neden uzak kalıyorsunuz? 

- Televizyona kimileri aptal kutusu diyor, ama ben narkoz kutusu diyorum. Yani ameliyattan önce Türk halkını uyuttular. Televizyonla da ameliyat ediyorlar. Herkes kendi doktorluk anlayışına göre bir bıçak sallıyor Türkiye’nin bağrına. Uzak kalma denemez ona, uzaklaştırılma daha doğrusu olur. Günümüzün salya sümük dramları ya da sulu komedilerinin içinde olmak istemedim açıkçası. Mesela Hababam Sınıflarını bir düşünün. Rahmetli Kemal Sunal’ın, Şener abinin (Şener Şen), benim yaptığım Hababam Sınıflarını kıyaslamak mümkün mü? Yine Ertem Eğilmez’in çocukları yaptı, ama çok sulandırdılar. Biz de Anadolu yaşantısını sinemaya uyarlıyorduk, ama içinde bir realite kırıntısı vardı en azından. Şimdi onun da içine ettiler. Saçma sapan hayatla bağlantısı olmayan öyküler yerleştirdiler kameranın önüne. Onu röntgenliyorlar. Onun için de biz bu işin içinde yer almak istemedik. Tabi bu ilelebet olamayacağız anlamına gelmiyor. 

UFUKTA YENİ PROJELER VAR 

- Yeni projeleriniz var mı?

- Evet, Tunç Okan (Sarı Mercedes filminin yönetmeni) bir film önerisi getirdi. Altı Avrupa ülkesinin ortak yapacağı bir film. Bu sene eylülde başlayacaktı ama işi çok büyük tuttular. Mesela 300 hanelik bir köy kurmayı hedefliyorlar. Avrupa’da kuracaklar o köyü orda çekecekler. Ben de bir karakter çizeceğim. Nasıl bir karakter çizeceğimi bilemiyorum, senaryo elime daha gelmedi. Ben bütün yüreğimle güveniyorum Tunç Okan’a. O güzel film yapar. 10 yılda bir sinema yapar, ama sağlıklı sinema yapar. Sinemayı bilen insanlardan biridir. Onun için ben Tunç’a güveniyorum. Şimdi heyecanla önümüzdeki yıla hazırlanıyorum. Ben kendimi hâlâ genç hissettiğim için daha çok filmde oynayacağımı düşünüyorum. Kendime sağlıklı baktığım sürece önümde sinema yapacağım bir süreç vardır. Onu da yapıyorum. Şimdi umutla güzel proje bekliyorum. 

BİR GÜN MUTLAKA 

- Biz de sizi sabırsızlıkla bekliyoruz beyaz perdede. Sözlerinize eklemek istediğiniz son bir şey var mı?

- Ben her röportajın sonunda seyircime ve okuyucuma bir şey söylerim. Bu ülkede yaşayanlar bana karşı olur, yanımda olur ya da olmaz. O ayrı bir konu ama, ülkeye çok iyi baksınlar. Tarafsız olmasınlar. Yaşanan sancıların içerisinde olsunlar, kendileri de gerekirse sancı çeksinler, ama bu bir doğum sancısıdır diye düşünüyorum. Bu ülkeye mutlaka sağlıklı bir demokrasi yerleşecek. Ben görmesem bile gelecek kuşakların demokrasi mücadelesinde yer alacaklarına inanıyorum. Bakar kör olmasın halkımız. Ondan sonra şikayet etmeye de hakkı olmaz. Yani Türkiye niye bu kadar kötü yönetiliyor diye. İyi bir seyirci olmaktansa kötü bir oyuncu olmayı terci ediyorum sahanın ortasında. Gol atmasam da topun peşinde koşuyorum.

- Bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederim. 

- Ben bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim. 

Yorumlar

avatar Ali
0
 
 
Çok çoook teşekürler.... Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Saygılarımla.
Cuma 03 Temmuz 2009, 16:39
Gönderiyi Cevapla
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar insaf
0
 
 
zeynep hanim inanin bir malatyali olarak sizi yurekten kutluyorum ve malatyadan cikmis sinamanin cok onemli bir ismiyle yapmis oldugunuz roportajinizin ikinci kismini sabirsizlikla bekliyordum ve deydide cok ama cok etkilendim inanin insanlar bu soylesiyi okuduklarinda ilyas beyden cok sey ogreneceklerdir tabi sadece sinemanin duayeniyle yapmis oldugunuz soylesileri degil diger soylesilerinizide takip etmekteyim cok ama cok guzel konularla karsimiza cikiyorsunuz tam anlamiyla hayatin gercekleri diyecek soz bulamiyorum sansiniz bol yolunuz acik olsun emeginize saglik tesekkurler
Pazar 12 Temmuz 2009, 22:48
Gönderiyi Cevapla
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar CİHAN ŞAH SAMYELİ
+1
 
 
kabesi isnan olan ilyas bey ve zeynep hanim;
çalışmalarınızdan dolayi tebrik ederim mükemmel bir röportaj olmuş.
cihan şah SAMYELİ
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder