|
18 Mayıs 2012 Cuma
KARİKATÜR
CHP’de delege ve kurultay kavgası
Mustafa Yuka m-yuka@hotmail.com
CHP’de son günlerde bir yoğunluk yaşanıyor. Bu yoğunluk hem il bazında, hem de genel merkez düzeyinde devam ediyor. İster il bazında olsun, isterse genel merkez düzeyinde olsun kavga iki zıt kutup arasında hızla devam etmekte. Bunlardan birisi parti içi statükonun devamını isteyen saltanatçı gruplar. Diğeri ise partiyi iktidara taşımak isteyen devrimci gruplar. Bu grupları biraz açacak olursak:
-1 Statükocu gruplar:
Bunlar sayı ve güç bakımından partiye egemen olan kesimler. Milletvekilliğinden başka iş yapmamışlar. Birçok defa üst üste milletvekili seçilmişler. Çok güzel gelirleri var. Hem emekli vekil maaşı, hem de milletvekili maaşı alırlar. Saltanatlarının sarsılmasından çok korkarlar. Altlarında arabaları, ayrıca şoförleri, danışmanları var. Bunlar bütün hesaplarını kurultay delegeleri üzerinde yaparlar. Ekmeğini siyasetten kazanırlar. Ağızları çok güzel laf yapar.
Bir de bunların alt grupları var. Bunlar da ilde otururlar. Yukarıdaki ağabeylerinin taleplerini yerine getirirler.
İl başkanı olurlar, ilçe başkanları olurlar. Aile boyu, hısım akraba delege olurlar. Kendilerini oraya getirenlerin hizmetinde kusur etmezler. Demokrasiye ve halka karşı ikiyüzlüdürler. Çıkarları doğrultusunda partiye adam çağırırlar. İstediğini aldıktan sonra kapıyı gösterir, arkasından halka küfrederler.
Sabah akşam delege hesabı yaparlar. İhale ve bayilik peşindeler. Kafaları başka bir şeye çalışmaz. Bunlar küçük kırıntılara kolay tav olurlar.
2- Değişimci gruplar:
Bunlar başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, sol ve devrimci gelenekten gelen, ama bozulmayan siyasilerdir. Siyaseti kutsal ideaları için yaparlar. Bu kesim en güçsüz kesimdir. Bunlar gençliklerinde çok ağır bedel ödeyerek gelen ve siyaseti uğrunda ölünecek kadar kutsayan devrimcilerdir.
Bunların bir tek ideali vardır ki o da iktidar olmaktır. Bunlar milli gelirin adaletsiz dağılışı, Alevilerin eşit vatandaşlık talepleri, Kürt sorununun çözümü, sosyal sınıflar arasındaki korkunç dengesizlikleri gören, bir CHP iktidarı ile bunların düzeleceğine inanan kesimdir.
İşte CHP böyle bir dönemde yerelde delege tespiti yapıyor.
Genelde de tüzük kurultayını topluyor. Şu anda muhalefet 3 Mart 2012, Kılıçdaroğlu ise 26 Şubat 2012 tarihini tüzük kurultayı toplamak üzere işaret etti. Eğer muhalifler baskın çıkarsa tüzük kurultayının arkasından genel kurula gidip Kılıçdaroğlu’nu indirip yerine kendilerine yakın birisini getirmeyi planlıyorlar. Delege daha eski delege. Bu delege daha Deniz Baykal ve Önder Sav’ın yazdığı delege. Bu delege milliyetçidir ve soldan hoşlanmaz.
Ben CHP’nin tabanını uyanık, eleştiren, sorgulayan, felsefeye inan bir taban sanırdım. Hiç de öyle değilmiş. Sırada halk, sadece seçmen olarak oy verir. Oy verdikten sonra görevini yapmış sayar. Bir de partide belirli organlara seçilmek isteyenler var. Bunlar da kendi kimlikleri ile değil, bir güçlü adayın arkasına sığınarak bir yerlere taşınmak isterler.
Az da olsa parti içinde diyalektiğe inanan, eleştiren, sorgulayan ve sonuca varan bir kesim vardır. Bu kesim özgür iradesini kullandığı için sevilmezler. Bunlar fedakardırlar. Her türlü baskı ve şiddete karşı hem kendilerini, hem partilerini savunurlar.
DİNDAR NESİL YETİŞTİRMEK
Sayın başbakan dindar bir nesil yetiştirmekten bahsediyor. Bir eğitimci olarak kanım dondu. Biz bir ömür boyu öğrencilerimize devlet, dinler ve mezhepler arasında eşit mesafededir dedik. Anayasamız da böyle yazar dedik. Demek ki öğrencilerimize hep yalan söylemişiz.
Dindarlığı nasıl ölçecek? Böyle bir ölçüm aleti var mı, ben bilmiyorum. Bu Müslümanlığın 4 tane Ehli sünnet (Hanifi-Hambeli-Maliki-Şafi) 2 tane de Ehli Beyt (Şii-Alevi) kavramlarına bağlı 6 farklı mezhebi var. Bu 6 mezhebin altısı da birbirinden farklı. İslami yorumları farklı olmuş ki 6 ayrı yol anlamında mezhep denilmiş. Şimdi bu dindarlık hangi mezhebin kurallarına göre ayarlanacak. Bir mezhebi öne çıkarırsanız, diğerlerini ret mi edecekler? Bilmiyorum. Öyle reddetme diye bir şansları da yok. Laiklik kavramının anlam ve önemi şimdi ne kadar güzel anlaşılmakta değil mi?
Artık ABD basını Ortadoğu’da çok yakında mezhepler savaşından bahsetmektedir. Savaşın cephesi bile bu günde belli. Savaşın bir yanında Türkiye, Suudi Arabistan, Katar. Savaşın öbür yanında Suriye, İran ve Lübnan Hizbullah’ı temsil etmekte. Allah korusun böyle bir savaş İslam ülkelerinin sonunu getirir.
Kaç yüz yıl sürer bilemem. Peki bu savaş neyin bedeli? İsrail’in güvenliği ve ABD’nin Ortadoğu petrolünün tek hakimi olması için yapılmakta. Ne yapalım, İslam’ı batı yönetirse böyle olur. Birinci Dünya Savaşı’nda Alman Kralı 2. Wilhelm kalkar Osmanlı topraklarında İslam adına Cihat’ı Ekber ilan eder. ABD ılımlı İslam diye bir kavram yaratır, Ortadoğu’ya model yaparsa. Yine ABD Afganistan’da Sovyetlere karşı Taliban’ı yaratıp, kullanıp, şimdi de imha etmeye çalışırsa. İsrail BOP diye bir şey yaratır, İslam’a jandarma olursa. Vatikan peygamberi olmayan dinler arası diyalog oluşturmaya çalışırsa. Bunları da bize dayatırlar. Bizim de sonumuz böyle olur.
Sizce İslam böyle bir mezhep savaşını kaldırabilir mi? Bence hayır, aradan bin yıl geçmesine rağmen halen Kerbela’nın yarası kanamaya devam etmekte.
Biz emperyalistlere diyoruz ki yeter artık, ülkemizden ve dinimizden elinizi çekin.
Yükleniyor...
|