E-GAZETE
KARİKATÜR

Asım Orhan Barut

1926 yılında Malatya'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Malatya'da tamamladı. Lise eğitiminin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi'ne ve oradan elektrik mühendisliği okumak için İsviçre'ye gitti. 1944 yılında Zürich'de ders vermeye başladı ve 1948 sonunda fizik enstitüsünde doktora yapmaya başladı.
Doktorasını 1952'de "elektron emisyonu" ile tamamladı. İlk öğretim üyeliğini Pasifik sahilinde Oregon eyaletindeki Reed College'de yaptı. 1961'de Berkeley Üniversitesi'ne gitti. Bu üniversitede teorik fizik alanında yaptığı araştırmalardan dolayı 1962'de ABD'de Colorado Üniversitesi'ne teorik fizik profesörü olarak atandı. Yurtiçi ve dışında sayısız ödüller alan fizikçimizi ne yazık ki 68 yaşında Colorado'da aralık 1994 yılında yitirdik.
1982'de TÜBİTAK bilim ödülü ve uluslararası ödüller alan Asım Orhan BARUT bilim dünyasında silinmez izler bıraktı. Bilim dışındaki hayatı da renkliydi. Mesela 1980'de İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçmişti. İyi bir yüzücüydü. Ülkemizde ise özellikle Karadeniz Teknik Üniversitesi ve yaşamının son zamanlarında Trakya Üniversitesi'nde çalıştı. Trakya Üniversitesi bünyesinde açılan araştırma merkezinin uluslararası düzeyde öğretim üyesi yetiştirmeyi amaçlayarak bu kuruluşun bilimsel yöneticisi oldu.
Bilime Yaptığı Bazı Katkılar:
- Poicaré grubunun temsillerini kullanarak saçılma genliklerinin ilk kuruluşu                       
- Yüksek mertebe Lagranjiyenleri için kuantum eylem ilkesinin ortaya atılışı
- Elektromagnetik ve zayıf etkileşmelerin S-Matrix Teorisi
- Hadronlar, H-atomu ve leptonlar için 0(4,2) modeli
- Proton'un "dyonium" denen yeni bir magnetik tek-kutup modeli
- "Dinamik elektromagnetik sicim" kavramının ortaya atılması
-(2j+1) bileşenli indirgenemez spinörlerin kurulması ve toplam açısal momentuma göre genliklerin analitik uzatılması. (Kaynak:Bilim ve Teknik Dergisi)
Hayrettin Abacı’nın, Yenigün’de 25 Kasım 2005 günü yayınlanan Asım Orhan Barut’la ilgili yazısı
1994 yılının 6 aralık günü bilim dünyası için olduğu kadar, biz Malatyalılar için de önemli ve acılı sayılması gereken bir gün. Çünkü o gün, dünya ölçeğinde büyük ve saygın bir fizikçi o­lan Prof. Dr. Asım Orhan Barut, büyük bir bilim adamı için ileri denemeyecek bir yaşta, 67 ya­şında. ABD'nin üniversitesinde profesörlük yaptığı Colorado eyaletinde vefat etti. Bu vefat sadece bilim dünyasının değil, ülkemiz ve özel­likle de Malatya'mız için çok büyük bir kayıptır.
 
Prof. Dr. Asım Orhan Barut, Malatya'mızın çocuğuydu. Ülkemizin ve Malatya'mızın adını bilimsel etkinlikleriyle dünyanın dört bir yanına taşıyan ve yayan bir hemşehrimizdi.
 
 
Asım Orhan Barut 1927 yılında, Temmuz ayında, Malatya kentinin Tahtalı Minare diye söylenen yöresinde, tek katlı kerpiç bir evde, Barutçugil ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Cumhuriyet ilkokulunda, Malatya Lisesinde üstün başarılar göstererek okudu. Çok zor olan giriş sınavını kazanarak, 1943 de İstanbul Teknik Üniversi­tesine kaydoldu. Yabancı ülkelere okumak için gönderilecek öğrencileri seçmek için 1944 yı­lında yapılan sınava girdi, çok başarılı oldu. İs­viçre'ye gönderildi. Zürih Teknik Üniversitesi'nin Elektrik Mühendisliği bölümünde okudu. Orada doktora yaptı, öteden beri fizik bili­mine karşı derin bir ilgi duyuyor ve bu dalda derinleşmek istiyordu. 1953 yılında bir burs bularak ABD'ye gitti. Önce bir süre matematik ve fizik öğrenimi gördü. Öğretim üyesi oldu. Çeşitli üniversitelerde çalıştı. Birçok araştırma yaptı, fizik bilimine yeni görüşler getirdi, incele­meler, kitaplar yazdı. Bunlarla uluslararası bir ün kazandı. Fizik biliminin gelişip yaygınlaşma­sı, bu bilimle uğraşanların düzey kazanması için çeşitli etkinlikler yürüttü, yaz okulları açtı, kongreler, kollokyumlar düzenledi, bu konuda yapılan etkinliklere dünyanın neresinde olursa olsun katılmaktan geri durmadı. Onu böyle yo­ğun bir çalışma temposu içindeyken kaybettik.
 
XXX
 
Prof. Dr. Orhan Asım Barut, bildiğimiz ka­darıyla Malatya'ya son defa 1987 yılında gel­mişti. İnönü Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakül­tesinde bir tören yapılarak, kendisine onursal doktora payesi sunulmuş, fakültenin bir dershanesine de adı verilmişti.
 
İlimizde uzun yıllar önce avukatlık, sonra Noterlik yapan rahmetli Rıfat Barutçugil, Prof. Dr. Asım Orhan Barut'un ağabeyiydi. Bugün Rıfat beyin iki çocuğu, yani Asım beyin yeğen­leri de akademik kariyer sahibidirler. Bunlardan Prof. Dr. İsmet Barutçugil, ekonomi biliminde kariyer yapmıştır. Ekonomide teknolojik gelişi­min yeri üzerinde çalışmaları vardır. Yayınları arasında "Teknolojik yenilik ve araştırma geliş­tirme yönetimi,(1981)de bulunmaktadır. Hik­met Barutçugil ise Mimar Sinan üniversitesin­de öğretim görevlisidir. Ebru sanatı dalında ça­lışmaktadır. Öte yandan Prof. Dr. Asım Orhan Barut’lara baba tarafından yakın akraba olan Osman Azmi Barut da fizik öğretmeni olup, Türk Fizik Derneği Yönetim Kurulu Üyesi’dir.
 
Bütün bunları anlatmadaki amacım bir pedogojik gerçeğe parmak basmak içindir. Öyle anlaşılıyor ki, insanoğlunun yetişmesinde çocukluk çağındaki çevresinin ve bu çevreden aldığı esinlerin etkisinin rolü oldukça önemli olsa gerektir. Barutçugil kardeşlerin akademik kariyer sahibi, Osman Azmi Barut'un fizikçi olmasında, ailede Asım Orhan Barut gibi büyük bir fizikçinin bulunması herhalde en azından yönlendirici bir etken ol­ muş sayılabilir.
 
Nitekim Asım Orhan Barut'un fizik bilimini seçmesinde, ona daha çok yatkınlık duymasında da sanırım bir çevre etkeni açık biçimde karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki: Asım Barut, Malatya Lisesinde öğrenci iken fizik dersini, 1938-1939 ders yılından itibaren, Gördes 1915 doğumlu Rüknettin Nasuhoğlu adındaki öğretmenden alıyordu. Nasuhoğlu ise fizik ve bununla birlikte matematik eğitimini sınav kazanarak gittiği Fransa'da Nancy üniversitesinde görmüştü. Döndüğünde öğretmen olarak Malatya Lisesi­’ne gelmişti. Genç, pırıl pırıl, alnındaki saçlar biraz dökülmüş, kısa boylu, ufacık, derse doktor gömleği gibi beyaz bir gömlek giyerek gelen, etkin bir öğretmendi. 0 zaman, bu öğretmene ve gene onun gibi Avrupa'da okumuş biyoloji öğretmenine, öğrenciler doçent adını takmışlardı.
 
Sanki geleceği görüyorlarmış gibi,… İşte bu Nasuhoğlu da­ha sonraları ülkemizin tanınmış bir fizikçisi olmuş, Ankara Üniversitesinin Fen Fakültesinde Matematik Fizik bölümünde yıllarca profesörlük ve bir ara fakültede dekanlık yapmıştı. Asımımızın fizikçi olmasında öğretmeni Nasuhoğlu'ndan esinlendiği sonucunu çıkarmak herhalde yanlış olmasa gerektir. Zira öyle biliniyor ki Asım Orhan Barut lisede okurken edebiyat ve tarih derslerini de çok seviyordu.
Biz büyük hemşehrimiz Prof. Dr. Asım Orhan Barut için geçmişte de bazı yazılar yazdık. 1987 de Malatya'ya geldi­ğinde, İnönü Üniversitesi’nde yapılan onursal doktora töre­ni sırasında, o gün iki ayrı gazetede hakkında yazdığımız yazıları kendisine de sunduk. Rahmetli bundan son dere­ce hoşnut olmuş, yazılara bir göz atıp, Tahtalı Minare söz­cüklerini görür görmez aşırı duygulanmış,dudakları titreye­rek, hüzünlü diyebileceğim bir gülümsemeyle, nemlenmiş gözlerini gözlerime dikmiş, bir süre öylece kalmış, sonra teşekkür etmişti.
 
Şimdi, bu yazıyı yazmakla sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Sevgili hemşehrilerim gelin, on birinci ölüm yıl­dönümünde, 6 aralık 2005 salı günü Asımımızı bir kez da­ha analım, çeşitli etkinliklerde bulunalım, toplantılar yapa­lım. Bilen bulabilirsek anasının ve babasının kabrini ziyaret edelim. Üç beş gün yerel basında, yerel televizyonlarda sözünü edelim, bilmeyenlere tanıtalım.
 
Yeni yeni daha pek çok Prof. Dr. Asım Orhan Barut’lara ihtiyacımız var. Bir ülkenin gelişmesinde, kalkınmasın­da, ilerlemesinde, hele hele bizim gibi geri kalmış bir ülke­nin bu geri kalmışlık çemberini kırmasında, en büyük, bel­ki de tek etken, bilim ve teknolojiyi en ön plana almak ve gerçekleştirmektir. Bunun için kısa sürede çok sayıda üs­tün düzeyde bilim adamı yetiştirmemiz, bilimsel ve tekno­lojik düzeyimizi ileri boyutlara ulaştırmamız, bu konuda her türlü özveriyi göstermemiz gerekmektedir. Zaten Asımı­mız da bunu söylemişti. Cumhuriyet gazetesinin her cu­martesi verdiği Bilim ve Teknik dergisinin ilk sayısında Prof. Dr. Asım Orhan Barut'la yapılmış bir konuşma yayın­lanmıştı. Orada bunu söylüyordu. Aşağı yukarı "Türkiye yemesin içmesin kısa sürede en az bin tane bilim adamı yetiştirsin, çok şeyi çözümlemiş olur" diyordu. Son dere­ce yerinde bir öneri bu.
 
Evet, ölümünün on birinci yıldönümünde Asım'ı ana­lım. Bunu bir gelenek olarak belirleyelim. Okuduğu okulla­rın koridorlarına, ona onursal doktora payesi veren İnönü Üniversitesinin Kongre ve Kültür Merkezinin, Fen- Edebi­yat Fakültesinin, hatta Malatya Belediyesi konferans salo­nunun girişine büyük boyda bir fotoğrafını koyalım. Gide­rek büstünü yaptırıp her yere koyalım. İlimizdeki tüm lise­lerde onu anma ve tanıtma toplantıları düzenleyelim.
 
Böyle yaptığımızda, beş on yıl içinde kentimizde daha başka bir çok Asımımız boy gösterecektir. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Bunlara ihtiyacımız var sevgili hemşeh­rilerim, bunların ortaya çıkması için ne gerekiyorsa yapa­lım.
 
Geçmişte bilim ve teknoloji, yakınlarda Malatyalı bilim adamları üzerine bazı yazılar yazdık. Zamanımız ve sağlığı­mız elverdikçe buna devam etmek isteyeceğiz. Bunu ülke­miz ve ilimiz için bir zorunluluk ve gereklilik, kendimiz için ise, küçük yaşımızdan beri ülkemize ve ilimize yararlı bir şeyler yapabilmek için bütün çabalarımıza karşın yeterin­ce başarılı olamayışımızın, bunu büyük ölçüde yapabilecek konuma gelmeyi bir türlü beceremeyişimizin getirdiği kırıl­ganlığın etkisini üzüntü veren bir nitelikten kurtarmaya yö­nelik bir girişim olarak görüyoruz. Umarız ki öyledir.  
 
Aslında, uğraşarak, didinerek, çırpınarak bilimin doruk­larına yükselmiş Asım’lar için ölüm söz konusu edilemez. Onlar için ölüm yemyeşil çimenli, bin bir çiçekle süslü, gül­lerle bezeli, mor menekşeli bir bahçe gibidir. Gerçi ünlü şair Yahya Kemal böyle bir bahçeyi rindler için öngörüyor, ama bilmeliyiz ki bütün büyük bilim adamları da rindane yaşamışlardır. Onlar için para pul, mevki makam, şöhret, ün hiç de değer taşımamıştır. Büyük bilimcimiz Asım'da öy­leydi. Nur içinde yatsın.
(Yenigün, 25 Kasım 2005)


Yükleniyor...